Pek çok alıcı, bankanın mobil uygulamasından aldığı "Size özel 2 milyon TL kredi tanımlanmıştır" mesajına güvenerek soluğu emlakçıda alıyor. Fakat bu mesaj sadece bir pazarlama taktiğidir, profesyonal bir onay değildir. Bankanın size kredi vermesi için sadece sizin kredi notunuzun (KKB) yüksek olması yetmez. Satın alacağınız mülkün de banka tarafından "teminat" olarak kabul edilmesi gerekir. İşte tam burada devreye gayrimenkul değerleme uzmanları, yani eksperler girer. Eksper raporu çıkmadan verilen her kuruş kaparo, aslında bir kumardır. Bizim sektörde çok gördük; adamın KKB puanı 1800, geliri yerinde ama evin tapusunda bir şerh var veya imar durumu karışık. Sonuç? Kredi reddedilir, kaparo ise satıcının insafına kalır.
1500+ puan güvenli bölgedir ancak tek başına yeterli değildir.
Banka, evin değerinin en fazla %80-90'ına kredi verir. Eksper düşük yazarsa farkı cebinizden ödersiniz.
Haciz, ipotek veya aile konutu şerhi krediyi anında durdurur.
Kredinin onaylanması süreci, yazılım dünyasındaki bir 'if-else' yapısına benzer. Eğer gelir uygunsa VE mülk temizse VE faiz oranları stabilse işlem gerçekleşir. Bu şartlardan biri bile 'false' dönerse, tüm süreç durur. Banka kredisi onayı gelmeden kaparo verdiğinizde, aslında bu algoritmanın tüm riskini kendi üzerinize almış olursunuz. Çoğu zaman satıcılar, "başka müşterim var, hemen karar verin" diyerek sizi baskı altına alır. İşte bu, yatırım psikolojisinde "kaçırma korkusu" (FOMO) olarak adlandırılır ve genellikle hüsranla biter.
İnsanlar genellikle bu iki kavramı birbirine karıştırıyor. Türk Borçlar Kanunu'na göre, aksi kararlaştırılmadıkça verilen para "bağlanma parası" sayılır. Ancak sözleşmede "cayma akçesi" olarak belirtilmişse, krediniz çıkmadığında bu parayı geri almanız neredeyse imkansız hale gelir. Aslında durum şu ki, hazırlanan o basit kağıt parçaları, yani "emlak alım satım sözleşmeleri" çoğu zaman alıcıyı korumaktan uzaktır. Bizim insanımız sözleşme okumayı pek sevmez ama orada geçen küçük bir ibare, bir yıllık birikiminizin uçup gitmesine neden olabilir. Kredi çıkmaması durumunda kaparonun iade edileceğine dair açık bir madde eklemediğiniz sürece, satıcı haklı olarak "ben bu evi senin için beklettim, başka müşterileri geri çevirdim" diyerek paranın üzerine yatabilir.
Sözleşmenin yapıldığının kanıtıdır, iadesi daha kolaydır.
Vazgeçen tarafın tazminat olarak bıraktığı paradır, geri alınamaz.
Sözleşmeye "kredi çıkmazsa iade edilir" maddesi eklenmelidir.
Emlak piyasasında son 20 yılda gördüğüm en büyük hatalardan biri de kaparonun elden verilmesidir. Kayıt dışı verilen her kuruş, hukuki süreçte ispat yükünü size yükler. Banka havalesi yaparken açıklama kısmına "kredi onayına bağlı kaparo bedeli" yazmak bile hayat kurtarabilir. Ama biz ne yapıyoruz? "Aman abi, sözümüz senet" diyoruz. Sonra banka krediyi onaylamayınca o senetler birer birer yanıyor. Gayrimenkul yatırımı duygusallık kaldırmaz; her adımın bir log kaydı, her ödemenin bir dijital izi olmalıdır.
Diyelim ki kredi notunuz harika. Evin fiyatı 5 milyon TL. Siz de 1 milyon TL nakitiniz var, 4 milyon TL kredi çekeceksiniz. Eksper bir geliyor, "bu ev 4 milyon TL eder" diyor. Banka da bu 4 milyonun %80'ini veriyor, yani 3.2 milyon TL. Sizin ihtiyacınız olan 4 milyondu, banka 3.2 verdi. Aradaki 800 bin TL'yi nereden bulacaksınız? Eğer bulamazsanız ve kaparoyu verdiyseniz, satıcıyla karşı karşıya gelirsiniz. Satıcı "benim sorunum değil" der. İşte bu, gayrimnekul finansmanının en karanlık noktasıdır. Finansal projeksiyon yaparken her zaman en kötü senaryoyu, yani eksperin düşük gelme ihtimalini masada tutmalısınız.
Loan to Value oranı, kredi tutarının evin değerine oranıdır.
Eksper farkı, alıcının cebinden çıkacak ek nakit demektir.
Kaparo bağlandığında, nakit akışınız kesilir ve pazarlık gücünüz düşer.
Gelecek projeksiyonlarına baktığımızda, bankaların kredi iştahının her geçen gün değiştiğini görüyoruz. Bugün onaylanan bir limit, yarın sabah ekonomi yönetiminin bir kararıyla kısıtlanabilir. Yazılım dünyasındaki 'runtime error' gibi, siz tam tapuya giderken sistem bir hata verir ve kredi muslukları kapanır. Bu yüzden, kaparo vermeden önce bankadan "konut bazlı ön çalışma" talep etmek en mantıklı yoldur. En azından mülkün kat mülkiyeti olup olmadığı, üzerinde bir engel bulunup bulunmadığı gibi teknik detaylar netleşmiş olur.
Satıcılar ve emlak danışmanları genellikle birer satış ustasıdır. Size evin "fırsat" olduğunu, yarın başkasının alacağını söylerler. Aslında durum şu ki, hiçbir ev sizin paranızdan daha değerli değildir. Kaparo verdiğiniz an, psikolojik üstünlük satıcıya geçer. Artık siz "almak zorunda olan", o ise "bekleyen" taraftır. Eğer kredi sürecinde bir aksama olursa, satıcı bu durumu kullanarak fiyatta revizyon isteyebilir veya kaparonuzu yakmakla tehdit edebilir. Bu bir satranç oyunudur ve ilk hamlede tüm taşlarınızı (kaparonuzu) feda etmemelisiniz. Bazı cümleleri devrik kurmak gerekirse; zordur parayı kazanmak ama kolaydır onu bir imza ile kaybetmek.
Nakit elinizdeyken kral sizsiniz, kaparo gidince mahkum olursunuz.
Acele kararlar her zaman satıcının lehinedir.
Kaparo olarak bağladığınız paranın yatırım getirisini de hesaba katın.
Sonuçta biz bir toplumuz ki, güven üzerine iş yapmayı severiz. Ama emlak hukuku güvenle değil, delille yürür. Profesyonel bir gayrimenkul analiz uzmanı olarak tavsiyem; bankadan "olumlu" yanıtı almadan, ekspertiz raporu sonuçlanmadan ve tapu kaydını bizzat incelemeden (veya bir uzmana inceletmeden) asla ödeme yapmayın. Eğer çok mecbur kalırsanız, mutlaka bir avukat aracılığıyla hazırlanan ve kredi şartına bağlı olan bir protokol imzalayın. Aksi takdirde, o hayalini kurduğunuz evin sadece kaparo makbuzuna sahip olursunuz.
Hukuken eğer sözleşmede "kredi şartı" belirtilmemişse, satıcı kaparoyu iade etmek zorunda değildir. Bu durum genellikle "cayma akçesi" olarak değerlendirilir.
Sözlü anlaşmaların ispatı zordur. Şahitler olsa bile mahkeme süreci yıllar sürebilir. Parayı banka üzerinden açıklama yazarak göndermediyseniz işiniz çok zor.
Bu durumda banka daha az kredi verir. Aradaki farkı kapatamıyorsanız ve sözleşmede madde yoksa kaparonuz yanabilir. Mutlaka "eksper değerine bağlı" madde ekletin.
Neredeyse hiç güvenilir değildir. Sadece sizin borçluluk durumunuzu yüzeysel kontrol eder. Asıl onay, konut ve gelir belgeleri incelendikten sonra verilir.
Emlakçıya verilen para genellikle "hizmet bedeli" mahsubu içindir. Satıcıya doğrudan ulaşmayan para, satıcıyı bağlamaz. Yetki belgesini mutlaka kontrol edin.
Genellikle satış bedelinin %1'i ile %2'si arasındadır. Daha yüksek tutarlar riskinizi artırır. Sembolik bir rakam tutmak her zaman daha güvenlidir.
Faiz artışı kişisel bir risk olarak görülür. Satıcıyı bağlamaz. Eğer bu sebeple vazgeçerseniz kaparonuz yanar.
Tapu kanununa göre taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri noter huzurunda yapılmalıdır. Haricen yapılan sözleşmeler hukuken geçersizdir ama kaparo iadesi için delil sayılabilir.
Eğer aranızda yazılı bir sözleşme varsa, satıcı kaparonun iki katını iade etmekle yükümlüdür (BK m. 178). Bu, alıcıyı koruyan nadir maddelerden biridir.
Hayır, banka hayat sigortası veya konut sigortası sadece kredi kullandıktan sonraki süreçleri kapsar. Kaparo süreci tamamen sizin sorumluluğunuzdadır.
Evet, sözlü talep sonuç vermezse noter kanalıyla ihtarname çekmek hukuki sürecin ilk ve en önemli adımıdır.
Evet, bankalar üzerinde temizlenemez ipotek veya haciz olan konutlara kredi vermez. Bu durum satıcı kusuru sayılır ve kaparo iade edilmelidir.
Tüketici mahkemelerinde kaparo iadesi davaları yoğunluğa göre 1 ile 2.5 yıl arasında sürebilmektedir. Sabırlı olmanız gerekir.
Emlak danışmanı bağlı olduğu odaya ve Ticaret İl Müdürlüğü'ne şikayet edilebilir. Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik bu konuda katıdır.
Dijital tapu ve güvenli ödeme sistemleri (Bloke Çek/Takasbank) yaygınlaştıkça, kaparo kavramının yerini "emanet hesaplar" alacaktır. En güvenli gelecek budur.
Detaylı analizler ve soru-cevaplar için bilgi merkezimizi ziyaret edin.